Nihayi Özcan: Yüzde 65 engelli hasta mahpus kardeşimin sesini duyun

“`html

 “Bir yıldır kardeşime ulaşamıyorum. Gelecek perşembe görüştüğümüzde nasıl karşılayacağım konusunda endişeliyim. Cezaevine girdiğinde yalnızca 20 yaşındaydı fakat şimdi 54 yaşına geldi. Bütün hayatı burada geçti.”

Hasta mahpus Selmani Özcan’ın ağabeyi Nihayi Özcan, kardeşinin 30 yılı aşan cezaevi hikayesinin yalnızca bir mahkumiyet süreci olmadığını vurguluyor.

Wernicke Korsakofflular

ADİL OKAY YAZDI
Wernicke Korsakofflular’la Geçirdiğim Bir Hafta…

9 Temmuz 2016

“Tanık yoktu ama yine de tutukladılar”

Selmani Özcan, 1992 yılında Dev-Sol davası kapsamında gözaltına alındı ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde yargılandı. Nihayi Özcan, mahkemedeki süreci şöyle anlatıyor:

“Mahkemeye bir tanık getirdiler. Suçlamaların olduğu yerde sanıklar yan yana sıralandılar ama tanık, kardeşimi tanımadı. Hatta zorla ifade vermesi için baskı yapıldığını gördüm, buna itiraz edince güvenlik güçleri tanığı alıp götürdü. Ortada tanık yok, kanıt yok ama yine de kardeşim tutuklandı.”

Özcan, buna rağmen Selmani’ye dönemin Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddeleri uyarınca örgüt yöneticiliği suçlamasından idam cezası verildiğini, daha sonrasında bu cezanın müebbete çevrildiğini belirtiyor.

“Maddeler kaldırıldı ama kardeşim hâlâ içeride”

Nihayi Özcan, en büyük itirazını hukuki tutarsızlıklara yöneltiyor:

“141 ve 142. maddeler kaldırıldı, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kapatıldı. Yasalar değişti ama kardeşimin durumu değişmedi. Bu maddelere dayanılarak yargılananların yeniden yargılanması gerekiyor. Kardeşim neden bu haktan yararlanamıyor?”

Aile, 2004 yılında çıkarılan yasanın Selmani Özcan için uygulanmadığını söylüyor.

Ölüm orucu sonrası kalıcı sağlık sorunları

Selmani Özcan, 1996 yılında cezaevinde katıldığı ölüm orucunun ardından ciddi sağlık problemleri yaşamaya başladı. Nihayi Özcan, o dönemi şöyle hatırlatıyor:

“Ölüm orucundaki müdahale zamanında yapılmadı. Beyni hasar aldı. Konuşmayı, yazmayı ve yürümeyi yeniden öğrenmek zorunda kaldı; tüm bunları cezaevinde gerçekleştirdi.”

Doktorlar, Özcan’a Wernicke-Korsakoff sendromu teşhisi koyarak, beyninde kalıcı atrofi oluşumunu belirtti. Hafıza kaybı, denge problemleri ve temel becerilerde kayıplar yaşadı.

“Yürümekte zorluk çekiyor, yalnız yaşıyor”

Beyin hasarının yanı sıra geçmişteki bir silah yarası ve cezaevinde yeterli tedavi görmeyen bir bilek kırığı, Selmani Özcan’ı büyük ölçüde hareket edemez hale getirdi. Bugün yalnızca koltuk değneği yardımıyla yürüyebiliyor.

Nihayi Özcan, cezaevi koşullarını ise şöyle ifade ediyor:

“Tek kişilik bir hücrede tutuluyor. Havalandırmaya çıktığında çoğu zaman kimseyi görmüyor. Günlerce tek başına insan yüzü görmeden yaşamak zorunda kalıyor. Bu durum bir ceza değil, tecrit.”

“Yeniden yargılamasını talep ediyoruz”

Nihayi Özcan, hasta mahpuslara yönelik uygulamalardaki çifte standardı vurguluyor:

“Yüzde 65 engelli raporu olan birinin içeride tutulması adalet mi? IŞİD’liler serbest bırakılırken, kardeşim neden bırakılmıyor?”

Taleplerini şu şekilde sıralıyor:

Yeniden yargılama: “Kaldırılmış maddelerden mahkum olmuş bir kişinin yeniden yargılanması hukuki bir zorunluluktur.”

İnsani infaz koşulları: “Bu sağlık durumu ile cezaevinde tutulması mümkün değil. İnfazın ertelenmesi, ev hapsi ya da cezaevi dışında tedavi imkanı sağlanmalıdır.”

Tecrit uygulamasının sona erdirilmesi: “Tek başına hücrede kalmaya zorlanmasın; insana yakışan bir yaşam hakkı verilsin.”

1996 Ölüm Oruçları ve Wernicke-Korsakoff Sendromu

Wernicke-Korsakoff sendromu, esasen B1 vitamini (tiamin) eksikliğine bağlı olarak gelişen, beyin üzerinde güçlü etkileri olan kalıcı bir nörolojik hastalıktır. Uzun süreli açlık, yetersiz beslenme ve özellikle ölüm oruçları, bu sendromun risk faktörlerinden bazılarıdır. Zamanında müdahale yapılmadığında, hastalık geri dönüşü olmayan beyin hasarlarına neden olabilir.

1996 yılında Türkiye’deki cezaevlerinde siyasi mahpuslar, ortalama 69 gün süren ölüm oruçları gerçekleştirdi. Bu dönemde binlerce mahpus açlık grevine girdi, yüzlercesi ise ölüm orucuna geçiş yaptı. Uzun açlık süreleri ve yetersiz tıbbi müdahale, bir çok mahpusta ciddi sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına sebep oldu.

Ölüm oruçları sonrası hastanelere sevk edilen mahpuslar üzerinde yürütülen tıbbi cisimlerde, 18 kişinin Wernicke ensefalopatisi belirtileri gösterdiği tespit edildi. Bu hastalarda bilinç kaybı, denge bozukluğu, görme problemleri ve hafıza sorunları gibi ciddi nörolojik semptomlar gözlemlendi.

Bu 18 kişinin 10’unda hastalık ilerleyerek Korsakoff sendromuna dönüştü. Korsakoff sendromu, sürekli hafıza kaybı, yön bulma zorluğu ve bilişsel işlevlerde büyük kayıplar yaşanması ile karakterize bir durumdur. Bu, ölüm oruçlarının sadece geçici hastalıklarla kalmayıp kalıcı beyin etkilerine de yol açtığını göstermektedir.

Belgeseller ve tanıklıklar, bu durumun altındaki mağduriyeti net bir şekilde gösteriyor. 1996 ölüm oruçlarını konu alan belgesellerde, “birçok mahpusun Wernicke-Korsakoff sendromuna yakalandığı ve kalıcı rahatsızlıklar yaşadığı” belirtiliyor. Tanıklıklar, resmi kayıtlara geçen olayların çok ötesinde mağduriyet olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak resmi kayıtların eksik tutulması ve vaka izleme sisteminin yetersiz olması nedeniyle, ölüm oruçlarına katılan kişilerin sayısı kesin olarak bilinmemektedir. Yine de, izlenen 18 vaka, ölüm oruçlarının nörolojik sonuçlarını ortaya koyan en güvenilir örnekler arasında kabul edilmektedir.

1996 ölüm oruçlarının sonucunda, en az 18 mahpus Wernicke ensefalopatisi nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve bu kişilerin 10’unda Korsakoff sendromu gelişerek kalıcı beyin hasarı oluştu. Bu durum, açlık grevleri ve ölüm oruçlarının uzun vadeli ve geri dönüşü olmayan sağlık etkilerini gösteren önemli bir örnek olarak akıllarda yer etti.

"Wernicke Korsakoff Sendromlu ağır hasta mahpuslar serbest bırakılsın"

635. F OTURMASI
“Wernicke Korsakoff Sendromlu ağır hasta mahpuslar serbest bırakılsın”

21 Aralık 2024


Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım yine tahliye edilmedi

Hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım yine tahliye edilmedi

25 Kasım 2025

(EMK)

“`